Makale / Ceza Hukuku

CEZALAR (m. 45 ilâ 49)

Bilindiği üzere 765 sayılı Türk Ceza Kanununda me'haz İtalyan Ceza Kanununda olduğu gibi, suçlar, cürüm-kabahat şeklinde nitelendirilmekte ve ağır suçlar için "cürüm", hafif suçlar için "kabahat" ayırımı kabul edilmektedir.

Bunun dışında suçları, cinayet, cünha ve kabahat şeklinde üçlü bir ayırıma tâbi tutan sistemi benimseyen (Fransa) ceza kanunları da bulunmaktadır.

765 sayılı Ceza Kanunumuzun sistemine göre cürümler, 125. madde ile 525 inci maddeler arasında toplanmış; kabahatler ise, 526. madde ile 592. maddeler arasında ve üçüncü kitapta düzenlenmiştir. Bu tür suçlar bakımından öngörülen cezalar 765 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde düzenlenmiştir. Böylelikle, özel ceza kanunlarında veya ceza hükmü içeren özel kanunlarda yer alan suçlar için öngörülen ceza türüne göre bu suçların cürüm veya kabahat ayırımına göre hangi suç türü olarak kabul edildiği tespit edilmesi kolaylaştırılmıştır.


Mukayeseli hukukta bazı ülkeler, kabahatleri ayrı bir kanunda toplamışlar ve yetkili merci olarak ya polisi veya idarî makamları göstermişlerdir. 765 sayılı Kanunumuzda ise, kabahatler bakımından da yetkili merci, mahkemelerdir.

Gerçi özel kanunlardaki kabahat niteliğindeki suçların bir çoğu yapılan değişikliklerle ceza hukuku anlamında suç olmaktan çıkarılarak, idarî suç olarak öngörülmüş ve bu suçlar için idarî para cezası müeyyidesi öngörülmüştür.

Yeni Türk Ceza Kanununda da bu yönde ileri bir adım atılarak; suçların "cürüm" ve "kabahat" şeklindeki ayrımı kaldırılmış; 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan kabahatlerin bir kaçı önemine binaen "suç" olarak düzenlenmiş, diğerleri ise ayrı bir kanunda düzenlenmek üzere, Kanuna alınmamıştır.

Suçların cürüm ve kabahat ayırımı kabul edilmeyince, bu ayırımı dayalı olan cezaların farklı gruplandırılmasına da ihtiyaç kalmamıştır. Bunun sonucu olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda kabul edilen cezalar sistemi önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Buna göre; karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır (m.45.).

Hapis cezaları;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası,

b) Müebbet hapis cezası,

c) Süreli hapis cezasıdır.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, müebbet hapis cezasından temel farkı infaz rejiminin sıkı güvenlik rejimine tabi tutulmuş olmasıdır. Buna ilişkin hükümler Ceza ve Tedbirlerin İnfazına Dair Kanun Tasarısında yer almaktadır.

Müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder.

Süreli hapis cezasının, kanunda aksi belirtilmeyen hâllerde alt sınırı bir ay ve üst sınırı yirmi yıldır (m.49/1).

Kanunda, hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezası olarak kabul edilmiştir (m.49/2).

KISA SÜRELİ HAPİS CEZASINA SEÇENEK YAPTIRIMLAR (m.50)

A. GENEL OLARAK

Suç işlemiş olsun veya olmasın, insan kişiliğinin gelişimi, ancak serbest iradeye dayalıdır. Davranışların serbestçe belirlenebilme hürriyeti, insan kişiliğinin gelişiminin olmazsa olmaz koşulunu oluşturmaktadır. Suç işlemiş olan bir insanın dahi kişiliğini geliştirebilmesi için belirli ölçüde davranışlarını yönlendirme hürriyetine sahip olması gerekir.

Suç işleyen kişinin mahkûm olduğu cezanın infaz edilmesiyle güdülen yegane amaç, kişiye gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla etkin bir uyarıda bulunmak ve kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlamaktır.

Cezaların infazıyla mahkûm gelecekte sosyal sorumluluğa sahip olarak suçsuz bir yaşantı sürmeye yatkın duruma getirilmelidir. Ancak, bu amaç, bazı suçlular açısından sadece bir cezaya mahkûm olmakla da sağlanmış olabilir. Bu bakımdan, kişinin sadece belli bir cezaya mahkûm olmasıyla cezanın uyarı fonksiyonunun gerçekleşmesi ve failin bu suçtan dolayı etkin pişmanlık duyması durumunda, artık cezaevi ortamına konmaması gerekir. Kısa süreli hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezasının infaz kurumunda çektirilmesi bakımından, cezanın özel önleme fonksiyonu daima kuşku ile karşılanmıştır.

Bu bakımdan, kısa süreli hapis cezasına mahkûm olan kişilerin uslandırılmasının, eğitiminin ve resosyalizasyonunun sağlanması için etkin seçenek yaptırımların belirlenmesine büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır[1].

A. YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA DÜZENLEME

Yeni Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinde, somut olayda hükmedilen hapis cezasının kısa süreli olması durumunda, etkin ve ülkemiz şartları bakımından da uygulanabilirliği olan seçenek yaptırımlar öngörülmüştür.

Hakkında seçenek yaptırımlardan birine hükmedilen kişinin, bu yaptırımın gereklerine uygun hareket etmesi durumunda, bu ceza infaz edilmeyecek ve kişi açısından bu cezaya mahkûmiyete bağlı hukukî sonuçlar doğmayacaktır.

Kısa süreli hapis cezasına mahkûm olan kişinin cezası, hâkim tarafından uygun görülmesi ve kendisinin de rızasının bulunması hâlinde kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirlerine çevrilecektir. Hükümlünün çalışacağı kurumda kadrolu olması ve bir ücret alması da söz konusu olmayacaktır.

Kısa süreli hapis cezasını gerektiren bir suçu işlemiş olan ve eğitim derecesi elverişli bulunan bir kişinin, örneğin, okuma yazma öğreten bir kursta öğretici olarak görev yapmasına karar verilmesi, bu seçenek yaptırıma örnek olarak gösterilebilir.

Kişi hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre seçenek yaptırımlara çevrilebilecektir. Bu konuda hâkime takdir yetkisi verilmiştir.

Hâkimin takdiri konusuyla ilgili olmak üzere, bunun istisnası maddenin üçüncü fıkrasında “ Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, seçenek yaptırımlar kısa süreli hapis cezası bakımından geçerli olmakla birlikte, Kanunun 50 nci maddesinin dördüncü fıkrasında taksirli suçlar bakımından buna bir istisna getirilmiştir. Buna göre; “Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.”

Kanunun 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre “ Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.”

Hâkim seçenek yaptırım olarak;

a) Adlî para cezasına,

b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,

Çevirebilecektir.

Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmeyecektir(m.50/2).

Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilebilecektir (m.50/son).

Hapis cezasının, adlî para cezasına çevrilmesinde, hapis cezası öncelikle gün olarak tespit edilecektir. Daha sonra adlî para cezasının alt ve üst sınırları göz önünde tutulmak suretiyle Kanunun 52 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanacaktır.

HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ (m. 51)

A. GENEL OLARAK

Yeni Ceza Kanununda erteleme, sadece hapis cezası açısından kabul edilmiş ve Kanunun 51 inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, erteleme, şartlı bir af olmaktan çıkarılmış ve bir ceza infaz kurumu haline getirilmiştir.

647 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinden temel farklılıklardan birisi, 647 Kanun uygulanmasında hakkında aynı Kanunun 4 üncü maddesi uygulanan hükümler hakkında da erteleme söz konusu olmasına rağmen, Yeni Türk Ceza Kanununun 6 ncı maddesinin bu uygulamaya imkan vermemesidir.

Ertelemede, denetim süresi içerisinde hükümlü bakımından söz konusu olabilecek yükümlülükler açısından da bazı yenilikler getirilmiştir. Örneğin denetimli serbesti süresi içinde bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine; bir meslek veya sanatı icra sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına; ya da, onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, özellikle bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine karar verilebilir.

Düzenlemeye göre, erteleme sadece mağdurun değil, kamunun uğradığı zararın da tamamen tazmini koşuluna bağlanabilir hâle getirilmiştir.

Getirilen diğer bir yenilik de, denetim süresi içinde hükümlüyle ilgili olarak uzman bir kişinin görevlendirilmesidir. Hükümlüye rehberlik edecek bu uzman kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

Bu düzenleme, Adalet Bakanlığı bünyesinde yeni bir teşkilatlanmayı (denetimli serbestlik büroları) gerekli kılmaktadır. Bu konudaki çalışmalar Adalet Bakanlığında yürütülmektedir.


B. UYGULAMA

Tekrar belirtmek gerekir ki, Yeni Türk Ceza Kanunu sisteminde erteleme müessesesi yalnızca hapis cezasına mahkum olanlar hakkında uygulanabilecektir. Hakkında Kanunun 50 nci maddesi uygulanmak suretiyle hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilenlerin cezası hakkında 51 inci maddenin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.

Gerek hapis cezasıyla birlikte ve gerek yalnız olarak adlî para cezasına mahkumiyet durumunda, adlî para cezasının ertelenmesi mümkün değildir.

1. Mahkum Olunan Suça İlişkin Koşullar

İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir.

Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Bu hüküm ile Kanunun 5 inci maddesi karşısında, suç tarihinde onbeş yaşını bitirmiş ancak onsekiz yaşını doldurmamış bulunan çocuklar bakımından 2253 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin uygulanma imkanı kalmamıştır.

2. Önceki Mahkumiyete İlişkin Koşullar

Kanun Koyucu, mahkum olunan cezanın ertelenmesinde, mahkum olunan suçtan dolayı verilen ceza bakımından bir kısım koşullar aradığı gibi, kişinin bu suçu işlemeden önceki durumunun da göz önünde bulundurulmasını aramıştır. Ve önceki durumun değerlendirilmesinde de bir kısım ölçütler konulmuştur.

Buna göre; erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaat oluşturmuş olması,

gerekmektedir.

3. Koşullu Erteleme

Yeni Türk Ceza Kanununa göre, cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna da bağlı tutulabilir.

Koşulun yerine getirilmemesi durumunda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverilir. Koşulun yerine getirilmemesi durumunda ise cezanın infazına devam olunacaktır.

4. Denetim Altında Bulundurma

Hâkim tarafından cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Belirtmek gerekir ki, denetim altında bulundurma hâkimin takdirine bağlı değildir. Denetim hususunda mutlaka karar verilecektir. Hâkimin takdirinde olan, yalnızca denetim süresinin ne kadar olacağı ve denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesi hususlarıdır.

Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,

Mahkemece karar verilebilecektir. Bu konuda karar verilmesi hâkimin takdirine bırakılmıştır.

Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine de karar verebilir (m.51/6).

5. Denetim Görevlisi

Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilecektir. Denetim görevlisinin görevlendirilmesi zorunlu değildir. Hâkimin takdirine bırakılmıştır (m.51/5).

Denetim görevlisi, kişinin kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir (m.51/6).

6. Ertelenen Cezanın İnfazı

Yeni Türk Ceza Kanununa göre, hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilecektir (m.51/7).

7. Denetim Süresince Yükümlülüklere Uyma

Yukarıda belirtildiği gibi, cezası ertelenen kişinin denetim altında bulundurulması zorunludur. Ancak, denetimin koşula bağlanması veya denetim konusunda uzman görevlendirilmesi, hükümlünün kişiliği ve sosyal durumu göz önünde bulundurularak, hâkimin takdirine bırakılmıştır.

Denetim süresinin, hükümlü tarafından yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirilmesi durumunda, ceza infaz edilmiş sayılacaktır(m.51/8).

GÜN PARA CEZASI SİSTEMİ (m. 52)

A. GENEL OLARAK

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 765 sayılı Kanunda öngörülen para cezası sistemi tümüyle terk edilmiş ve “Gün para cezası sistemi” olarak kabul edilen yeni bir para cezası sistemi kabul edilmiştir.

Bilindiği üzere, 765 sayılı Kanunun 11 ve devam eden maddelerinde ceza hukukumuz bakımından, para cezaları sisteminin temel ilkeleri tespit edilmiştir. Buna göre, cürümler için ağır para cezası, kabahatler için ise hafif para cezası uygulanacaktır.

5237 sayılı Kanunda cürüm ve kabahat ayırımı kaldırılmış olduğundan, 765 sayılı Kanunda bu ayırımın bir sonucu olarak cürümler ve kabahatler için ayrı olarak kabul edilmiş bulunan farklı ceza sistemi terk edilmiş ve para cezaları bakımından tek para cezası kabul edilmiştir: Adlî para cezası.

Suç karşılığında öngörülen ve mahkeme tarafından hükmedilen para cezası ile idarî yaptırım olarak uygulanan para cezası arasındaki kavram karışıklığını önlemek için, ceza hukuku yaptırımı niteliğindeki para cezasının adı, "adlî para cezası" olarak belirlenmiştir.

İsim olarak adli para cezasının tercih edilmesi, idari yaptırımlar bakımından öngörülen idari para cezalarının karşılığı olması nedeniyle uygulamada kolaylık sağlayacaktır.

Yeni Türk Ceza Kanununda, adlî para cezasının uygulanmasında etkin bir sistem olan “gün para cezası” sistemi kabul edilmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunuyla, 765 sayılı Kanunda öngörülen ve ödeme gücü olan kişi üzerinde etkisi olmayan, ödeme gücü olmayanın ise sonuçta yine infaz kurumuna gönderilmesini sonuçlayan ve "memur maaş katsayısı" veya "yeniden değerleme oranı" gibi uygulanması tereddütlere yol açan ölçütlerin dikkate alındığı sistemden vazgeçilerek, günümüzde Almanya, Avusturya, Polonya, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve Fransa'da uygulanan "gün para cezası sistemi" benimsenmiştir.

Gün para cezası siteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla, suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir.

Bunun yanında sistem, uygulanması basit, etkili, saydam ve para cezasından güdülen amaçları yerine getirebilecek özelliktedir.

Adlî para cezası, kural olarak hapis cezasına seçenek yaptırım şeklinde kabul edilmiştir.

Belirtmek gerekir ki, hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek yaptırım olarak öngörüldüğü durumlarda, hâkim tarafından hapis cezasına hükmedilmiş olması durumunda, bu hapis cezası Kanunun 50 nci maddesinde öngörülen adlî para cezasına çevrilemeyecektir (5237 sy. m. 50/2 fıkra). Bununla birlikte Kanunun 50 nci maddesinde öngörülen diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkündür. Çünkü, sınırlama yalnızca adlî para cezasına çevrilme konusundadır.

Kanunun, 88/1, 89/1, 99/2, 100/1, 105/1, 106/1, 116/3, 117/1, 122/1- c, 124/1, 125/1, 130/1, 132/1, 132/3, 133/2, 134/1, 148/1, 151/1 ve 153/2 gibi maddelerinde öngörülen adlî para cezalarında para cezasının alt veya üst sınırı konusunda bir hükme yer verilmemiştir. Bu durumda, belirtilen maddelerdeki adlî para cezasının alt ve üst sınırı Kanunun 52 nci maddesinin birinci fıkrasına göre beş gündan az ve yediyüzotuz günden fazla olamayacaktır.

Ancak, özellikle ekonomik çıkar amaçlı suçlarda suçun işlenmesiyle bir çıkar elde edildiği kesin olarak öngörülmekle birlikte bunun miktarının belirlenemediği durumlara özgü olarak, hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası da öngörülmüştür. Bu tür durumlar Kanunun, 79/1, 80/1, 91/4, 107/1, 109/4, 117/2, 133/3, 142/3, 154/1, 157/1, 158/1, 164/1, 165/1, 174/1, 181/4, 186/1, 188/1, 188/3, 188/7, 198/1, 198/2, 199/1, 199/2, 200/1, 203/1, 219/1, 219/2, 226/1, 226/2, 226/3, 226/4, 226/5, 227/1, 227/2, 228/1, 237/2, 238/1, 239/1, 241/1, 244/4, 255/1, 282/2, 289/1, 289/3, 292/5, 305/1, 308/3, 322/1, 322/4, 323/4 ile 333/3 inci maddelerinde düzenlenmiştir.

B. ADLÎ PARA CEZASININ HESAPLANMASI

Adlî para cezası, Yeni Türk Ceza Kanununun, "Genel Hükümler" başlıklı BİRİNCİ KİTABI'nın, "Yaptırımlar" başlıklı ÜÇÜNCÜ KISIM'ın "Cezalar" başlıklı BİRİNCİ BÖLÜM'ünün son maddesi olan 52 inci maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

"Adlî para cezası

MADDE 52- (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hâkim, ekonomik ve şahsi hâllerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir."

52. maddenin birinci fıkrasında, adlî para cezası'nın ne anlama geldiği belirtilmiş aynı zamanda, sistem hakkında özet bilgi verilmiştir.

Buna göre; adlî para cezasının tespitinde esas alınacak tam gün sayısı;

a. Beş (5) günden az,

b. Kanunda aksine hüküm bulunan hâller hariç olmak üzere yediyüzotuz (730) günden fazla,

Olamaz.

İlgili suç tipikliğinde, suç için adlî para cezası uygulanacağı öngörülmüş ancak bunun alt veya üst sınırı gösterilmemiş ise ( Örneğin Kanunun 89/1 fıkrasında olduğu gibi) 52 inci maddeye göre, hâkim tarafından Kanunun 61 inci maddesinde öngörülen ilkeler de göz önünde bulundurularak, 5 gün ile (5 gün dahil) 730 gün (730 gün dahil) arasında tespit edilecek bir gün üzerinden, adlî para cezası sanık hakkında uygulanacaktır.

Örneğin, organ veya doku ticareti suçunun düzenlendiği 91 inci maddenin dördüncü fıkrasında, hapis cezasının yanı sıra "onbin güne kadar" adlî para cezası öngörüldüğünden, burada, adlî para cezasının tespitinde esas alınacak tam gün sayısı, 5 günden az ve 5.000 günden fazla olamayacaktır.

Yine örneğin, taksirle yaralama suçuyla ilgili olarak 89 uncu maddenin birinci fıkrasında ise, adlî para cezası, seçenek yaptırım olarak öngörülmüş ve alt-üst sınırları da belirtilmemiş, sadece "veya adlî para cezası" ibaresine yer verilmiştir. Burada hâkim tarafından seçenek yaptırımlardan "adlî para cezası"na takdir edilmesi hâlinde bu cezanın belirlenmesinde esas alınacak tam gün sayısı Yeni Türk Ceza Kanununun 52 inci maddesinin birinci fıkrasına göre tespit edilecektir. Buna göre tespit edilecek gün sayısı 5 günden az, 730 günden fazla olamayacaktır.

Kanunun 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, bir gün karşılığı adlî para cezası miktarının en az yirmi (20) ve en fazla yüz (100) Türk Lirası olduğu, bunun tayin ve takdirinde, kişinin ekonomik ve diğer şahsi hallerinin göz önünde bulundurulacağı, hükme bağlanmıştır.

5237 sayılı Kanunun adlî para cezası sisteminde sanığın, ekonomik ve diğer şahsî halleri önem taşıdığından ve bir gün karşılığı olarak tespit edilecek değer en az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası kadar olacağından dolayı, ekonomik ve sosyal durumunun mutlaka araştırılmış olması gerekmektedir.

Bu araştırmanın soruşturma evresinde yapılmış olması yargılamaya bir katkı olacaktır.

Yukarıda zikredilen, 52 nci maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre, adlî para cezası şu şekilde hesaplanacaktır;

Hâkim, önce, suç karşılığı olarak kanunda yer alan alt ve üst sınırlar arasında gün birimi sayısını tayin ve takdir edecektir. Toplam gün birimi sayısı belirlenirken, Kanunun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen "cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi"ndeki ölçüler esas alınacaktır. Bu şekilde, toplam gün birimi sayısı (meselâ 300 gün) belirlendikten sonra, ikinci aşamada, kişinin ekonomik ve diğer şahsî halleri göz önünde bulundurularak, bir gün biriminin, 20 ilâ 100 Türk Lirası arasındaki bir parasal miktarı tayin edilecektir. Bu miktarın belirlenmesinde, kişinin malvarlığını, bir günde kazandığı veya kazanması gereken geliri dikkate alınacaktır. Diyelim ki, bu miktar da 60 Türk Lirası olarak hâkim tarafından belirlenmiştir. Daha sonra, belirlenen toplam gün birimi sayısı ile bir gün biriminin parasal miktarı çarpılarak, adlî para cezasının miktarı tespit edilecektir. Örneğimizdeki 300 gün ile 60 Türk Lirası çarpıldığında, adlî para cezasının miktarı, 18.000 Türk Lirası olarak belirlenmektedir.

Adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın, kararda, bu konudaki kabulün denetimi bakımından ayrı ayrı gösterilmesi gerekmektedir. Bu âmir bir hükümdür (m. 52/3).

Hâkim, ekonomik ve şahsi hâllerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir (m. 52/4). sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinde düzenlenmektedir. 5237 sayılı Kanuna göre, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilecektir.

Buna göre, suç nedeni ile şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran örneğin tutuklama veya göz altına alma gibi hâller nedeni ile geçirilen süreler mahkûmiyetten indirilecektir.

Kanunun 63 üncü maddesinde “hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller" ibaresine yer verilmiş olduğundan dolayı, teknik anlamda tutukluluk sayılmamakla beraber, şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran tedbirlerin tümünün de tutukluluk gibi mahkûmiyet süresine mahsup edilmesi gerekmektedir.

Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen bir başka suçtan dolayı yargılama nedeniyle hürriyetin sınırlanmış olması durumunda mahsup hükümleri uygulanabilecektir.

Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda ise, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılacaktır.

Bilindiği üzere, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun yerine alacak olan Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısının 109 ve devam eden maddelerinde tutuklama yerine uygulanabilecek “Adlî kontrol” sistemine yer verilmektedir. Buna göre, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, üst sınırı üç yıla (üst yıl dahil) kadar hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilecektir.

Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısında adlî kontrol olarak şüphelinin aşağıda belirtilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabu tutulması olarak kabul edilmiştir:

- Yurt dışına çıkamamak,

- Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak,

- Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde mesleki uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak,

- Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek,

- Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etmek,

- Şüphelinin parasal durumu göz ününde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hakimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak,

- Silah bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silahları makbuz karşılığında adli emanete teslim etmek,

- Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak,

- Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adli kararlar gereğince ödemeye mahkum edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.

Görüldüğü gibi, adlî kontrol altında bulundurma durumlarından bir kısmı şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılabilecek durumlardandır.

Ancak, Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısının 109 uncu maddesine göre, “Uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etmek” durumu ayrık olmak üzere, adli kontrol altında geçen süre, şahsi hürriyeti sınırlama sebebi kabul edilerek cezadan mahsup edilemeyecektir.

SANIĞIN veya HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ (m. 64)

Konuyla ilgili olarak, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 96 ıncı maddesinde düzenleme bulunmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 64 üncü maddesine göre, sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir.

Ancak, kamu davasının düşürülmesine karar verilmesine rağmen, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesi konusunda karar verilecektir.

Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırmakla birlikte, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hükmün, infazına engel olmayacaktır (m.64/son). Bu nedenle, hükümlünün sağlığında verilmiş olup kesinleşen müsadere ve yargılama giderleri hükümlünün mirasçılarından istenebilecektir.

Yusuf Solmaz Balo

Kanunlar Genel Müdürlüğü

Daire Başkanı

5 görüntüleme0 yorum